0
Anasayfa / KÖŞE YAZILARI / Çözüm Ne?
Çözüm Ne
Çözüm Ne

Çözüm Ne?

Çözüm Ne? 1980 öncesi Türkiye’sinde, en kolay çözüm olarak, “ikisini-üçünü Kızılay Meydanı’nda sallandıracaksın” formülü dillendirilirdi.

‘Fındık kafa’lı politikacılar da, hâlâ miting meydanlarına ‘idam ipi’ atarlar.

En kolay çözüm o çünkü.

O nedenle, ‘boynukalın’larına ‘idam isterük’ diye bağırtırlanlar da var hâlâ.

‘Netekim Paşa’ da çıkıp, “asmayıp da besleyecek miydik” demişti; değil mi ama?

Ne ki, ‘15 Temmuz Palavrası’ndan sonra, binlerce, yüzbinlerce adamı asacak ‘Meydan’ı bulmak zor.

Dr Recep, Kemal Bey Kılıçdaroğlu ve ‘bizim Hulusi’nin ‘birlik ve beraberlik mitingi’ndeki meydan yeter mi bilmem.

Onca sehpa onca ip, pek ussal olmasa gerek.

Bertoldt Breht’in, Çözüm (Die Lösung- la solution) adlı şiirindeki ‘çözüm’ çok daha kolay:

“Hükûmet’lerin

yeniden seçilmek için en kolay yol

halkı iptal edip

yeni bir ‘halk’ yaratması değil midir?”

(« Ne serait-il pas
Plus simple alors pour le gouvernement
De dissoudre le peuple
Et d’en élire un autre ? »)

Türkiye’nin bugünkü ‘hali pür melali’ tam da böyledir.

Kimi ‘aklıevvel’, evvel olduğu için de ‘fındık kadar’ olan ‘entelijansıya’sı;  politikacısından akademisyenine, gazetecisinden yazar ve çizerine, ‘televizyon bülbülleri’nden, sokaktaki saksağanına değin tümü bir ‘halkımız, milletimiz edebiyatı’nda.

Hangi halk, hangi millet peki?

Seksen bilmem kaç milyon ‘kelle’ mi halkımız?

Şimdi, ‘aklıevvel’, ‘sen halk düşmanısın’ diyecek doğal olarak.

En azından, benim ‘Halk’ı küçümsediğimi sanacak.

Bilgisayar diliyle, ona önce ‘Oups!’ demeliyim.

Çok ileri gidecek olursa da, ‘Hörst’ diyebilirim.

Elimde, ‘Ulus Devletin Geleceği’ diye bir kitap var.

Genç bir akademisyenmiş.

Ben onun babasını bilirdim.

O da akademisyendir.

Ancak çalışmada, ne ‘Ulus’ var, ne ‘Devlet’, ne ‘Devlet-Ulus’; ne ‘Plan’ var, ne ‘Yöntem’ ve ne de ‘bilgi kırıntısı’..

En iyimiz böyle yani.

Sözü uzatmadan, ‘Halk’a gelecek olursak; Türkiye’de bir ‘Partisi’ de var değil mi?

‘Ulus’u kurucu, kollayıcı ve geliştirici olarak tasarlanmış.

Ne yapıyor denirse; benim gördüğüm kadar, milletimizin ‘fındığının arkasına’ sığınmış.

Meş’um ‘Halkoylaması’ndan önceki ‘Halkoylaması’nda da ‘milletimizin kayısısı’n arkasında idi.

Gelecek ‘Genel Seçim’ ya da ‘Halkoylaması’nda da, ‘Milletimizin Mercimeği’nin arkasına sığınsın.

Öbürlerini saymıyorum.

Çünkü onlar henüz, tümü birden, ‘Siyasal Parti’ bile değiller.

Başta ‘Alaca Karanlık Partisi’ olmak üzere, tümü ‘Tek Kişilik’ yani ‘üniform’..

‘Siyaset’lerine gelince, ‘seyis’liğin bir adım ötesinde değil.

Atını tımar ettiğini sanan kör misali.

Tımar ettiği gerçekte ‘at’ mı yoksa ‘eşşek’ mi ayırdında değil.

Bazan karıştırdıkları da oluyor.

‘At izi it izine karıştı’ diyen ben değilim.

Son tümcede en belirleyici sözcük bence ‘iz’.

Türk Halkı’nın, ‘Türkiye Halkı’ da deyin isterseniz, isterseniz ‘Yüce milletimiz’ deyiniz, bugün ondan geriye bir tek ‘iz’ kalmıştır.

Bu ‘Koca Millet’, ‘Yüce Halk’, Brecht’in sezdiği gibi, ‘iptal edilmiştir’.

Dağıtılmış, un ufak edilmiştir.

‘Benlik’inden uzaklaştırılmıştır.

Altındaki şalvarından, başındaki fularına; yer sofrasından ayran içmesine değin..

            Gittiği ‘Mektep’ten okuduğu ‘Kitap’a değin.

            ‘Başkalaştırılmış’tır.

            ‘Menderes’ten başlatılan ‘süreç’; ‘Demirel-Türkeş-Erbakan’ların ‘Milliyetçliği’ ve Dr Recep’in ‘Ümmetçiliği’ ile başa ermiştir.

            Şimdilerde kim ki, ben halkçıyım, milliyetçiyim diyorsa, bilin ki, bir ‘iz’den sözetmektedir.

            ‘İsim’den de sözetmektedir.

            Ama ortalıkta bir ‘cisim’ yoktur.

            Daldıkça derinlere inebiliriz ama, burada kesmek durumundayım.

            Eğer Türkiye için bir ‘çözüm’ aranacaksa, önce ‘eldeki mal’a bakılacak.

            Şahin görünüşlü Murat mı ne deniyordu ya, işte öyle bir şey.

            Sizin ‘elimizdeki milletimiz’le ‘seçim kazanma’nız bana zor görünüyor.

            Halkımızın kendisine gelebilmesi ancak ve sadece bir ‘şok’la mümkün olabilir.

            Merak etmeyin o ‘şok’ da çok uzak değil.

            Çünkü, şimdiki ‘hükûmetiniz’ o şokun gelmesi için elinden geleni esirgemedi onbeş yıldır.

            Bozulma, çürüme konusunda ne gerekiyorsa yapıldı.

            Öyle ki, ‘Burnuma kötü kokular geliyor’ mu ne demiş.

            Altına bak o zaman a aymaz!

            Habip Hamza Erdem

*Sitemizde yer alan yazılardan doğabilecek herhangi bir yasal sorumluluk yazar(lar)ına aittir. Yazar veya yazarların yazılarından dolayı Lüleburgaz Haber sorumlu değildir.

Cevapla

Hakkında admin

2008'den beri Lüleburgaz'dan Haberiniz Var.